yaşı neredeyse kendi yaşının iki katı olan otobüse binerken bir yandan da kulaklıklarını takmaya çalışıyor. kimsenin oturmadığı bir koltuk arayıp bulduktan sonra nihayet müzik de çalmaya başlıyor kulaklarında. "aha, en sevdiğim şarkı geldi, şansa bak." şans değil oysa ki en sevdiği şarkının hemen çalmaya başlaması. mp3çalarını en son kapattığında da, yaklaşık 3 saat önce, aynı şarkıyı dinliyordu zaten. otobüs, duraktaki tüm yolcuları alıp hareket etmeye başlayınca yüzü ekşiyor, yaşlı motorun sesi kulağındaki müziği bastırıyor çünkü. az önce yanına oturan kızı rahatsız etmek pahasına açıyor müziğin sesini, bu şarkıyı dinlemesi lazım çünkü. "kız da güzel değilmiş zaten."
o ana dek yüzlerce kez dinlediği şarkıda hiç duymadığı bir kısım olduğunu farkediyor sesi açınca, beş saniyelik çok derinden gelen bir ses, ne olduğu da anlaşılmıyor tam. ama çok güzel. şaşırıyor, gülümsüyor belli belirsiz, mutlu oluyor. "beş saniyelik bir sesten mutlu olduğuna göre oldukça çaresiz bir durumda olmalı." diye düşünebilirsiniz tabi. bu düşüncenizi ona iletirseniz bir tepki vereceğini sanmıyorum. yalnız, dudağının sağ tarafını hafifçe yukarı oynatarak yaptığı bir mimik var, farketmesi biraz zor. gülümsemeye benziyor oldukça. eğer öyle yaparsa bilin ki içten içe sizinle dalga geçiyor. başkalarıyla dalga geçmesini çok sever, ama kendini öyle diğerlerinden çok üstün gördüğü de yok yani. biraz karışık, ve hatta saçma bir ruh hali, evet bence de.
yeni keşfettiği beş saniyelik kısmı tekrar tekrar dinledikten sonra başa alıyor şarkıyı. otobüs de son durağa geliyor o sırada. herkesin inmesini bekledikten sonra, en arkada oturmasına rağman ön kapıya doğru yürüyor. şoföre kafasını hafifçe sallayarak selam verdikten sonra basamaklardan inip atıyor kendini dışarı. bu anı biraz daha detaylı anlatmam lazım aslında. otobüs yolu biraz ortalayarak durmuş, kaldırımla otobüs arasında geniş bir mesafe var yani. son basamakta bunu farkedip duraksıyor. sonra uzun bir adımla, biraz da zıplayarak, ayağı yola hiç değmeden kaldırıma geçiyor. "arada uçurum vardı ya, düşersem ölcem sanki" diye düşünüyor kendi kendine, gülüyor. bu seferki oldukça belirgin bir gülümseme yalnız.
yolculuk bitmedi henüz, eve ulaşana kadar yaklaşık 15 dakika yürümesi lazım daha. yani şarkı bittikten sonra bir kez daha dinleyebilir. herkesin nefret ettiği ama onun çok sevdiği yokuşu çıkarken, karşı kaldırımda, karşı yönden yürüyen kızı farkediyor. kız da farkedilmeyecek gibi değil hani. kızla evlenip mutlu bir yuva kurmanın hayallerini yapıyor o an. ah, ne kadar da masum değil mi? değil aslında. diğer hayallerini başka bir zamana saklıyor sadece.
herkesin çok sevdiği ama onun nefret ettiği yokuştan aşağı inerken kafasını kaldırıp gökyüzüne bakıyor. bu şekilde gökyüzüne bakmak zor aslında, keşke az önce diğer yokuştan çıkarken kaldırsaydı kafasını. pişman oluyor ama artık çok geç. hiç bulut yok havada, güneş tüm parlaklığıyla gözünü alırken, çok sevdiği şehrin, sevgi ya da nefret, hiçbir şey hissetmediği ayazı yüzünü yakıyor.
bir zamanlar birbirinin aynısı olan, şimdilerde değişik renklere boyanarak çeşitlilik kazandırılmaya çalışılmış, yan yana sıralanmış apartmanların arasından devam ediyor yoluna. dışı güzel, içi kötü ve dışı kötü, içi güzel evleri düşünüyor bir an, "normaldir böyle şeyler" deyip başka düşüncelere dalıyor hemen. sonra o düşüncelerden de vazgeçiyor, şarkının zirve noktası geldi, odaklanması lazım. o an bir kare canlanıyor beyninde. şarkının sözleri yok belki ama, adı çok şey anlatıyor. silkelenip kendine geliyor hemen. kulaklıkları çıkarıp mp3çaları kapatıyor ve cebine koyuyor.
yolun geri kalanı, yaklaşık sekiz dakika, o kadar çok büyüyor ki gözünde, yoldan bir taksi çeviriyor. kalan yolu taksiyle bir dakikada bitirip apartmana giriyor hızlı adımlarla. merdivenleri ikişer ikişer çıktıktan sonra, elinde zaten hazır olan anahtarlarla kapıyı açıp, koridoru da hızlıca geçerek odasına atıyor kendini, elindekileri ve çıkardığı montunu da yatağına. az önce yoldayken dinlediği şarkıyı bilgisayardan açıyor bu sefer. yüzünde yine belli belirsiz bir gülümseme.
şarkının bir anlamı yok aslında. sadece çok seviyor o şarkıyı. sevdiği bir çok başka şey var, ailesi, arkadaşları, tuttuğu takım, yaz kış giydiği ayakkabısı, araba maketleri, her gün bıkmadan yediği çikolata, aklına geldikçe aldığı nane şekeri, hepsini tek tek saymayayım şimdi. ha bir de yazmayı seviyor çok, ve yazarken kendinden üçüncü şahıs olarak bahsetmeyi, neden bilmiyorum.
----------------
Now playing:
Explosions In The Sky - The Only Moment We Were Alonevia FoxyTunes